Mezarlık Yolu’nda 1. Bölüm’de hızlı bir başlangıç yapıyor. Yavaş Atlar ile ortak DNA’sı açıkça görülüyor, ancak atmosfer, dizinin kendi başına ayakta durmasını sağlayacak kadar farklı.
Mezarlık Yolu’nda Yavaş Atlar ile birçok DNA ve yaratıcı kadronun ortak olduğu hemen anlaşılıyor. Apple TV+’ın oklarının en keskin oklarından biri olan bu dizi, harika bir açılışın değerini de biliyordu. 4. Sezondaki Westacres Bombardımanı’nı hatırlıyor musunuz?5. Sezondaki Abbotfield Katliamı’na ne dersiniz?1. Bölüm’deki yerel karşılığı, sakin Güney Oxford’da bir konutun patlaması. Temel fark, kesintiye uğrattığı akşam yemeği partisinin daha da korkunç olması. Bu, komedi olmayana kadar bir komedi, ama yine de oldukça komik. Patlamanın gerçekleştiği İngiltere’nin küçük köşesi, Wigwam ve Rufus adlı hippilerden, ülkenin durumu hakkında tahmin edebileceğiniz tüm görüşlere sahip Gerard adlı sırıtkan banka kodamanlarına kadar çarpık bir klişeler yığını. Sarah Trafford bu kalabalığın içinde pek yer almıyor. Gerard gibi insanlara karşı küçümseme besleyen bir sanat restoratörü, ancak kocası Mark çok konuşkan, bu yüzden ona katlanmak zorunda. Bu açıdan bakıldığında, patlama bir tür mola.Ama neden biri, içinde bir anne ve küçük çocuğu varken, sıradan bir üniversite kasabasındaki bir evi havaya uçursun ki? İşte “Almost True”nun can alıcı noktası bu; Sarah, en azından kısmen örtbas girişimleri nedeniyle, olaya tuhaf bir şekilde dahil oluyor.
Soru sormaktan kendini alamadığı aşikar. Patlamadan kurtulan küçük kız Dinah’a el yapımı bir “geçmiş olsun” kartı götürmeye çalıştığında, basında olay böyle anlatıldığı gibi, anakaradaki trajik bir gaz patlaması için alışılmadık bir şekilde hastanede ve karakolda engelleniyor. Sonra da, dolaşan fotoğrafların Dinah’ın hayatta kalmasını gizlemek için manipüle edildiği ortaya çıkıyor ve… elimizde bir komplo var.
Bu, Sarah’ı karı koca dedektiflik bürosu olan Oxford Investigations’a götürüyor ve burada Zoe Boehm ve Joe Silvermann ile tanışıyor; kendisi dışında iddiaları yarı yarıya bile ciddiye alan tek kişiler onlar. Dürüst olmak gerekirse, Down the Graveyard Lane’in
1. bölümü bu vahşetin faillerini tam olarak gizli tutmuyor. Failin kim olduğunu hemen anlıyoruz: Savunma Bakanlığı İstihbarat ve Tehdit Dairesi’nde Hamza Malik adında bir aptal için çalışan Amos adında bir manyak. Hamza’nın patronu C., her şeyi gizli tutmaya çalışıyor, bu yüzden de kasıtlı bir kafa karışıklığı yaşanıyor. Asıl eğlenceli soru “kim” değil, “neden”. Bu bilgiyi “Neredeyse Gerçek”te bulamıyoruz, ki bu da sorun değil, çünkü bulsaydık keyif alacağımız bir dizimiz olmazdı. Bunun yerine, asıl mesele kovalamacanın heyecanı, birbirine uymayan parçaları çevirip daha rahat bir yere yerleştirmeye çalışmak. Dinah’nın annesi Maddie özel biri gibi görünmüyordu, peki babası kim? Savunma Bakanlığı, bir evi bombalayıp bir çocuğu kaçırmalarına yol açacak neyin peşinde? Peki ya Sarah’nın kocası Mark ve Gerard gibi bencil birinin bile Sarah’ı uyaracağı ne tür bir işe bulaşıyor? Bu sorular ve muhtemelen daha fazlası cevapsız kalıyor.
Sonlara doğru, Mezarlık yolu boyunca Hikaye çok daha ciddi bir boyuta hoş bir dönüş yapıyor. Joe, hemşireleri Dinah’ın gerçekte neler yaşadığını anlatmaları için ikna etmek üzere bara gidiyor. Her zamanki gibi, Dinah’ın duman soluduğu için yoğun bakımda olduğu söyleniyor, ancak aynı zamanda bilinmeyen bir yere nakledildiğini de öğreniyor. Seyirci, Hamza’ya sağlığı için ne kadar riskli olursa olsun Amos’a onu yolundan çekmesini emretmesini söyleyen C. olduğunu biliyor. Ancak Sara bilmiyor. Hastaneye gidiyor ve patlama gecesinden beri pusuda beklediği şüpheli adamı takip etmeye başlıyor; ancak bu adamın Amos olmadığını da belirtmek gerek. Adamın Dinah ile bağlantısı henüz ortaya çıkmadı, ama şüphelerim var.
